SALT'ın Bu son şansımız mı? gösterim programı Haziran'da devam ediyor


Anote’s Ark [Anote’nin Gemisi] (2018)

24-30 Mayıs 

 

Yönetmen: Matthieu Rytz

77 dakika

İngilizce; Türkçe altyazılı 

 

“İklim krizinin siyasî bir mesele olmadığını vurgulamak istiyorum. Yalnızca ekonomik bir sorun da değil. Bu bir ölüm-kalım meselesi. Belki şimdilik yalnızca benim ülkem gibi ülkeler için durum bu… Bir gün tüm dünya için durum bu olacak.” Anote Tong

 

Gezegenin en ücra köşelerinden biri olan Kiribati, Pasifik Okyanusu’nda 100 bin nüfuslu bir ada ülkesi. Modern yaşamın endişelerinden âzâde gibi görünse de yükselen deniz seviyesinin ölümcül tehdidine ilk maruz kalacak ülkeler arasında yer alıyor. Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan ettiği 1979’dan bu yana nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeken ve uluslararası yardımlara bel bağlayan Kiribati, dünyanın en az gelişmiş ülkelerinden biri. Deniz seviyesi gittikçe yükseliyor, adayı hırpalayan tropik kasırgalar her geçen yıl şiddetleniyor. Mevsimsel fırtınalar sırasında evlerini, iş yerlerini düzenli olarak su basan ada sakinlerinin elinden deniz kıyısına kum torbalarıyla set çekmekten başka bir şey gelmiyor.

 

Kiribati devlet başkanı Anote Tong çok geç olmadan halkını kurtarmanın ve itibarlarını korumanın bir yolunu ararken, Kiribatililerin pek çoğu yurtdışına, daha güvenli limanlara göç ediyor. 2003-2016 yılları arasında üç dönem başkanlık yapan Tong, zamanının çoğunu, uluslararası kamuoyunda, ülkesinin karşı karşıya olduğu iklim tehdidine dair bilinç yaratmaya vakfetti. Filmde iklim ve insan hakları üzerine yapılan uluslararası müzakereler zemininde, Anote’nin ulusunu kurtarma mücadelesi ile altı çocuğuyla Yeni Zelanda’ya göç etmeye çalışan genç anne Tiemeri’nin olağanüstü akıbeti bir arada anlatılıyor. Anote’s Ark [Anote’nin Gemisi] neyin risk altında olduğunu gözler önüne seriyor; 4000 yıllık Kiribati kültürünün, Kiribati halkının ve Tiemeri’nin ailesinin hayatta kalma mücadelesi… 

 

 

Das geheime Leben der Bäume [Ağaçların Gizli Yaşamı] (2020)

31 Mayıs-6 Haziran

 

Yönetmenler: Jörg Adolph ve Jan Haft

96 dakika

Almanca; Türkçe ve İngilizce altyazılı 

 

Dünya ekosisteminde ağaçların hayatî konumunu ele alan “Ağaçların Gizli Yaşamı”, Peter Wohlleben’in aynı adlı, 2015 tarihli çok-satan kitabına dayanıyor. Mektepli bir ormancı olan Wohlleben, ülkesi Almanya’da ormanlık bölgelerde ağaçların tümünün, yeniden yerleştirme amacıyla kesilmesinin ve tek tür ağaç yetiştiriciliğinin yol açtığı tahribatı görünce mesleğini bırakmıştı. Ormanlar, tıpkı karınca kolonileri gibi birer süper-organizmadır; ağaçlar birbirine bağlıdır, birbirleriyle iletişim kurar hatta besinlerini paylaşarak birbirlerine bir nevi toplum sağlığı hizmeti de sunarlar.  Film, ağaçların gönderdiği sinyalleri deşifre etmek üzere yola çıkıyor; tohumları aracılığıyla sonraki kuşaklara nasıl bilgi aktardıklarını, nasıl bu kadar uzun yaşayabildiklerini ve ormanların göçmenlere nasıl muamele ettiğini keşfediyor. Wohlleben bu gizli ağların, ilişkilenme biçimlerinin haritasını çıkararak, insan-dışı dünyaya dair daha isabetli bir kavrayışı arıyor.  

 

Belgeselde, yönetmen, bilinen en yaşlı ağacı (10 bin yıllık bir İsveç ladinini) ziyaret ediyor, Kanada’da, orman bakımı konusunda yeni yaklaşımlar üzerine çalışan şirketlere gidiyor, Hambacher Ormanı’nda kömür karşıtı protestolara katılıyor. Film, her şeyden çok, ağaçların güzelliğini ve büyüsünü gözler önüne seriyor ve ormanları koruyabilmek için acilen harekete geçmek gerektiğini hatırlatıyor.  

 


Longyearbyen, a Bipolar City [Longyearbyen: İki Kutuplu Şehir] (2016)

7-13 Haziran

 

Yönetmenler: Manuel Deiller ve Nina Ardoin

52 dakika

İngilizce, Fransızca; Türkçe ve ingilizce altyazılı 

 

Kuzey Kutbu’nun Svalbard takımadalarında bulunan Norveç’in Longyearbyen kentinde yüz yıldır bir enerji ve gelir kaynağı olarak kömür çıkarılıyor. Kent adını kereste ve maden sektöründe çalışan, Amerikalı iş insanı John Munro Longyear’dan alıyor. Longyear, 1906’da bölgenin işleyen ilk endüstriyel kömür işletmesi olan Arctic Coal Company’nin [Kuzey Kutbu Kömür Şirketi] kurucu ortaklarından biri. Longyearbyen’in kuzey batısında bulunan Isfjorden [Buz Fiyordu] son 10 yıldır kış ortasında bile buzla kaplanmıyor. Araştırmacılar, fiyordun deniz yaşamının kutup ikliminden Atlantik iklim bölgesine kaydığını belirtiyor. Svalbard’ın hızla değişen iklimi, son yıllarda yerel nüfusa pek çok problem yaratıyor. Yükselen ısı ve artan yağış daha çok çığ düşmesine sebep oluyor. 

 

Longyearbyen, a Bipolar City [Longyearbyen: İki Kutuplu Şehir], Svalbard’ın yerel seçimlerini mercek altına alıyor; kömürün fiyatı azalırken halk sürdürülebilir gelişimi tartışmanın acil gerekliliğinin bugün her zamankinden daha önemli olduğunu fark ediyor. Resmi yetkililer ve yerel halkla yapılan röportajlar aracılığıyla yönetmenler kentin çevresel çelişkilerini ve bunların sonuçlarını araştırıyor. Bilim insanlarına, siyasilere ve kent sakinlerine göre Longyearbyen zamana karşı yarışıyor. 

 

 

Yao Wang Fan Xing [Dumanlı Kasaba] (2019)

14-20 Haziran 

 

Yönetmen: Meng Han

88 dakika

Çince; Türkçe ve İngilizce altyazılı 

 

Pekin'in yanı başındaki komşusu Langfang, Çin'in hava kirliliğine karşı verdiği savaşın cephe hattında. Büyük şehirlerinin üstüne çöken tehlikeli kara sisi dağıtmak için Çin son yıllarda katı bir kirlilikle mücadele siyaseti benimsedi. Langfang Çevre Koruma Dairesi'nin müdürü Li Çunyuan ile yardımcısı Hu mevcut durumu değiştirmek için çok çalışmak zorunda. Çunyuan'ın devasa belge, dosya ve rapor yığınlarıyla dolu, ara ara ekrana yansıyan masası, daire personelinin karşı karşıya kaldığı ikilemin çapraşıklığına gönderme yapan bir metafor durumunda. Pekin'deki liderler sıkıştırırken, duman ve egzoz gazıyla karışmış sisle mücadele etmek için kapsamlı tedbirler almak gerekiyor. Çelik fabrikasının kapatılması öngörülüyor, teftiş ekipleri çevre suçlularını denetlemeye gidiyor, sprey kamyonları dumanı dağıtmaya çalışıyor. 

 

Yao Wang Fan Xing [Dumanlı Kasaba] bizi köhne bürolara, parti yetkilileriyle yapılan telefon görüşmelerine taşıyor. Kirliliği azaltma azmiyle yasa dışı fabrika faaliyetlerine set çeken, yasaklı kömür fırınlarını evlerden toplayan denetçilerle sahaya iniyoruz. Bu bürokratik ve gözlemci belgesel, küresel çevre kriziyle paralel bir vaziyetin altını çizip önemli sorular soruyor. Soruna derhal müdahale etmek şart; fakat devletin, vatandaşın, firmaların birbirine zıt çıkarları arasında nasıl bir yol izlemeli?

 


Le temps des forêts [Ormanların Zamanı] (2019)

21-27 Haziran

 

Yönetmen: François-Xavier Drouet

103 dakika

Fransızca; Türkçe ve İngilizce altyazılı 

 

Gezegendeki ormanlık alanlar, 1990 ile 2015 arasında 129 milyon hektar küçüldü. Bu yüzölçümü, Fransa’nın toplam orman arazisinin 8 katına denk geliyor. Söz konusu ormansızlaşma, sera gazı salımını yüzde on bir oranında artırdı. Serbest kalsa iklim değişikliğinin mevcut seyrine katkıda bulunacak olan karbondioksidi çekip hapseden ormanlar iklim krizinin etkilerini azaltmakta önemli rol oynuyor. Limousin’den Landes’a Morvan’dan Vosges’a Fransız ormanları değişmekte. Hakiki yaban yaşamının sembolü olan ormanlar Avrupa çapında daha önce görülmemiş bir sanayileşme sürecinden geçiyorlar. Değişen orman işletme pratikleri, entansif tarım modelleri ve özelleştirme ile geleneksel usullerin yok olma süreci üst üste geliyor; yoğun makineleşme, tek tür tarımı, suni gübreler ve tarım ilaçlarının kullanımı da cabası...

Korucular, ormancılık komisyonu yetkilileri, kereste fabrikası işletmecileri ve toprak hakkı aktivistleriyle görüşmelere yer veren Le temps des forêts [Ormanların Zamanı] izleyiciyi, alternatif yöntemleri  gündeme getirmekten çekinmeyerek, Fransa'da endüstriyel ormancılığın kalbine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

 

 

The Condor and the Eagle [Akbaba ile Kartal] (2019)

28 Haziran-4 Temmuz

 

Yönetmenler: Clement Guerra ve Sophie Guerra 

90 dakika

İngilizce; Türkçe altyazılı 

 

“Kartal ile Akbaba” efsanesi, Amerika kıtası yerlilerine ait kadim bir kehanet. İnanışa göre, barışın ruhu ancak Kuzey Amerika’nın kartalıyla Güney Amerika’nın akbabası buluştuklarında uyanacak. Yerliler arasında yaşı ilerlemiş olanlar, 500 yıllık sömürgeleştirmenin ardından barışı getirecek olan bu buluşmanın başladığına inanıyorlar. Belgesel, başlamakta olan bu ruhanî rönesansın perdesini aralarken, köklü bir direniş mirasını sırtlanan dört Yerli liderin sömürgeciliğe ve doğal kaynakların çıkarılması üzerine kurulu sömürü ekonomisine karşı mücadelesini takip ediyor.

Film, Güney Amerika’nın yemyeşil Amazon Ormanları’na ve kıtanın ilk uluslarına mensup Kanadalı topluluklarla ABD’deki yerli kabilelerin rengârenk kültürlerine misafir olurken, mekânların, yüzlerin ve geleneksel yaşamların göz alıcı güzelliğine tanıklık ediyor. The Condor and the Eagle [Akbaba ile Kartal] petrol çıkarma faaliyetinin insanların fiziksel ve ruhanî sağlığı üzerindeki etkisine, nefes kesen bir sinematografi, son derece kişisel hikâyeler ve yarının manşetlerine has bir aciliyet hissi ile yakından bakıyor. İklim adaleti için verilen mücadeleyi ulusal sınırların ötesine taşıyor, pek çok yerli halkın katılımıyla yükselmekte olan yeni ve daha geniş kapsamlı bir hareketi gözler önüne seriyor. 

 

SALT’ın Bu son şansımız mı? programı, kurucusu Garanti BBVA tarafından desteklenmektedir. Filmler, yalnızca Türkiye’den erişime açıktır.