Yeter Artık Vurmayın Adam Öldü “Suicide Squad”


İşim gereği film dünyasını çok ciddi şekilde takip etmeme rağmen Suicide Squad’ın yayınlanan onlarca fragmanını izlemeden vizyon dönemine kadar dayandım. Tam bu sabrın meyvelerini toplayacakken film, birden tüm Dünya’da yerden yere vurulmaya başlandı. Üstelik Dawn of Justice gibi beni gaza getirse de hayal kırıklığı olduğunu reddedemeyeceğim bir facia ile birlikte Suicide Squad’dan beklentilerim de iyice dip yapmıştı.

Üstüne üstlük filme pazar günü ancak gidebilecek oluşum bu kötü eleştirilere kulak tıkamak ve filme ümitli gidebilmem oldukça zor oldu. Fakat filmin başlangıcı ile beraber bu Suicide Squad tüm çizgiroman filmlerine olan bakış açımı değiştirdi diyebilirim.

Marvel çizgiromanlarını yeterince okumadığım için bu düşüncelerim ancak Suicide Squad ile ortaya çıkabildi. Öncelikle film şirketlerinin bu filmleri kült kesime göre yapmadığını kesinlikle anlamamız gerek. Onlar bu işten para kazanmak ve herkesin bu filmleri izlemesini sağlamak istiyorlar. Bu yüzden de biz filmi izlerken sürekli “ama bu böyle değildi” diye söylenip duruyoruz. Bu konuda bizi de mutlu ederek başarılı olabilen yegane film ise Deadpool’du ama onu kategori dışında tutuyorum.

Suicide Squad tam bir ortalama film. Bu karakterleri daha önceden de bilmiyor olsak normal bir film gibi izleyebilirdik. Devlet süperkahramanlara karşı elinde bir koz bulundurabilmek için kendine emrinde çalışacak bir süper kötüler ordusu kuruyor. İşte bu kadar. Benim dikkat ettiğim bizim hayatımızda yeri olan karakterleri beyaz perdeye nasıl taşıdıkları oldu. Biliyorsunuz ki firmalar çizgi romanları bir ana hikayede yürütürler ancak bu hikayelerle birlikte paralel evrende geçen farklı hikayeler de yayınlanır. Ben DC sinematik evrenini de  bu evrenlerden biri gibi yorumluyorum. O yüzden Will Smith’in Deadshot’ını sadece ismi ve kostümü aynı olsa da yepyeni bir karakter gibi izledim ve beğendim. Ve fakat beğenmediğim ise Deadshot aslında iyiymiş olayını tüm karakterlere de vermeye çalışmaları. Hala aklım ve mantığımın kesmediği şekilde Harley Quinn, Bay J (Radyocu olanla karıştırırsanız zaten okumayın bu yazıyı) yerine “onlar benim arkadaşlarım” diye bağırmaz. El Diablo’yu ise o tipiyle iyi bir anne zaten aile içinde barındırmaz v.s. v.s. Demek istediğim çizgi roman sever gözüyle baktığınız sürece bu filmi yerden yere vurmak için bir çok bahane bulabilirsiniz. Amanda Waller ise olabileceği kadar. Bana bir hafta süre verilse şimdiye dek sinemaya aktarılmış tüm süperkahramanlar ve DC-Marvel evrenlerinden karakterlere bir eleştiri getirebilirim ancak Amanda Waller’a bir bahane bulamam gibi geliyor.  

Filmi beğendim ama beğenmeyenlere karşı argümanım ise “Vasat filmdi fakat çizgiroman sayesinde de bu kalitedeki bir filmin kazanabileceğinin iki katını kazanacak.” şeklinde ve bence Warner Brothers da benimle aynı fikirde. Zaten bu filmin DC evreninin kurtarıcısı olmasını beklemek büyük bir hataydı. Bence bu görevi başarsa başarsa Wonder Woman başarır olmadı Justice League’e bile bir şans verilebilir.

Gelelim asıl konumuza. Joker. Harley Quinn ile yapılmaya çalışılan abartılı bad romanceine rağmen beklentilerimi aştı. Batman ile olan geçmişi daha bir çok sinema filmine meraktan koşa koşa gideceğimiz anlamına geliyor. Yeni bir yorum ve bir çok sevdiğimiz Joker’dan da benzerlikleri bir arada taşıyor. Sevdim ve Heath Ledger’ın bana göre “alakasız” Joker yorumundan sonra “oh be Joker gibi Joker” diyebilirim Jared Leto için. Son cümlem ise “Ben Affleck kesinlikle sinemada izlediğimiz en iyi Batman” olacak...